SELİM SÜME

Tekerrür serisini ~ 80 adet buluntu vesikalık fotoğrafın yeniden üretilmesi-boyutlandırılması ve kimlik bilgilerinin ortadan kaldırılması ile oluşturdum. Fotoğrafik görüntüyü işlevinden ayırdığımda ortaya çıkan durum -temsiliyet sorunu-, vesikalıkları(tarihsel, politik) bağlamlarından çıkardığımda meydana gelen kopukluğu çağrıştırıyor.

Bu seride iki temel noktadan yola çıktım:

Arzunun doğduğu yer olarak bakış bakışımızda orada olmayanı ararız, bu da arzuyu doğurur. Lacan’ın bakış-gaze kavramına ve bu çerçevede bakış, onun tedirgin ediciliğine dayanan bir okuma (belki Zizek'in yamuk bakışı burada düşünülebilir).

Bu seride, seçilen (seçilmek için yeterince güçlü olan), yöneten, erk olan (Türkiye bağlamında erkekler ve güçlüler, hatipler, liderler ve zenginler...) ile sıradan insan arasındaki ilişki. Güçlerin eşit olmadığı ilişkilerde ortaya çıkan köle ile efendi (bu seride yönetenler ve yönetilenler şeklinde gerçekleşiyor) arasındaki ilişki ve tutsaklık durumu; Hegel'in köle-efendi diyalektiği. Göz ve bakış ve onun insanlar üzerindeki etkisi, veya bizim bakış ile birlikte kendimizi konumlandırmamız ...

Tarihin tekerrürü bu serideki bakışların -iktidarın zamansallıktan sıyrılıp aslında sürekli tekrar etmesi. Bu köle-efendi diyalektiği içinde bakış karşısında kendimizi konumlandırdığımız anda bu döngüselliğin bir parçası olmamız.

Gündelik hayatta bizim de hem köle hem de efendi rollerini üstlenmemiz ve imge karşısındaki alımlamamızın onun temsiliyeti ile çakışması, tekinsiz bir alan yaratması.

Tarihin ve hafızanın ve hatta hatıranın -aracılı veya aracısız- zaman içinde yeniden ve yeniden sürekli yazımı - fotoğrafın bu yazımdaki rolü. İmgelerle kurduğumuz ilişki hafızamızda, hatıralarımızda nerede ve nasıl konumlanır? Kim neyi ne kadar hatırlar? İmgenin bunda payı nedir?